Anasayfa  •   Dizin •   Ayet ve Hadisler •   Özet Bilgi •   Kısa Açıklamalar •   İlmihal-1 •   İlmihal-2 •   Makaleler
Ayet ve Hadisler


DOĞRUDAN VE DOLAYLI OLARAK ZEKAT VERMENİN EMREDİLDİĞİ AYETLER

Zekat, kitabımız Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde sürekli namaz ile birlikte emredilen en önemli buyruklardan birisidir.

"Namazı kılın, zekatı verin, rüku edenlerle birlikte rüku edin." (Bakara, 43)

"Namazı kılın, zekatı verin, kendiniz için önden gönderdiğiniz her hayrı Allah katında bulacaksınız. Allah yaptıklarınızı şüphesiz görür." (Bakara, 110)

"Namaz kılın, zekat verin, peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin." (Nur, 56)

"Evlerinizde oturun; eski Cahiliyye'de olduğu gibi açılıp saçılmayın; Namazı kılın; zekatı verin; Allah'a ve peygamberine itaat edin. Ey peygamberin ev halkı! şüphesiz Allah sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister." (Ahzab, 33)

"Hususi konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktünüz mü ki bunu yerine getirmediniz? Ama Allah, tevbenizi kabul etmiştir. Öyleyse Namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve peygamberine itaat edin. Allah, islediklerinizden haberdardır." (Mücadele, 13)

"İsrail oğullarından, 'Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel güzel konuşun, namazı kılın, zekatı verin' diye söz almıştık. Sonra siz pek azınız müstesna, döndünüz. Sizler zaten döneksiniz." (Bakara, 83)

"Oysa onlar, doğruya yönelerek, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na kulluk etmek, Namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur." (Beyyine, 5)

"And olsun ki, Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan on iki reis seçtik. Allah: 'Ben şüphesiz sizinleyim, namaz kılarsanız, zekat verirseniz, peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah uğrunda güzel bir takdimde bulunursanız, and olsun ki kötülüklerinizi örterim.'" (Maide, 12)

"Onları, buyruğumuz altında insanları doğru yola götüren önderler yaptık; onlara, iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar, bize kulluk eden kimselerdi." (Enbiya, 73)

"Allah uğrunda gereği gibi cihat edin. O, sizi seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kuran'da, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size Müslüman adını veren O'dur. Artık, namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!" (Hac, 78)

"Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun; Namazı kılın; zekatı verin; Allah'a güzel ödünç takdiminde bulunun; kendiniz için yaptığınız iyiliği daha iyi ve daha büyük ecir olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan bağışlanma dileyin; Allah elbette bağışlar ve merhamet eder." (Müzzemmil, 20)

Verilen ayet-i kerimelerde görüldüğü gibi zekat ibadeti genellikle hep namaz ile birlikte emredilmektedir.


ZEKAT VERMEK MÜMİNLİK SIFATIDIR

Kur'an-ı kerimdeki birçok ayet-i kerimede, müminlerin en önemli sıfatlarından birinin, onların namaz kılmaları, zekat vermeleri olduğu vurgulanmakta ve bu sıfatları taşıyanlara ödüller vaad edilmektedir. Bu ayet- kerimelerin bir kısmı aşağıda verilmiştir.

"Kendilerine: 'Elinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekat verin' denenleri görmedin mi?" (Nisa, 77)

"Onlar zekatlarını verirler." (Müminun, 4)

"İnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz kılıp, zekat verenlerin Rab'leri katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir." (Bakara, 277)

"Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlara, sana indirilen Kitap'a ve senden önce indirilen Kitap'a inanan müminlere, namaz kılanlara, zekat verenlere, Allah'a ve ahıret gününe inananlara, elbette büyük ecir vereceğiz." (Nisa, 162)

"Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun peygamberi ve namaz kılan, zekat veren ve rüku eden mü'minlerdir." (Maide, 55)

"Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse, sizin din kardeşiniz olurlar. Bilen kimseler için ayetleri uzun uzadıya açıklıyoruz." (Tevbe, 11)

"Allah'ın mescitlerini sadece, Allah'a ve ahıret gününe inanan, namaz kılan, zekat veren ve ancak Allah'tan korkan kimseler onarır. İşte onlar doğru yolda bulunanlardan olabilirler." (Tevbe, 18)

"Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahırete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir." (Neml, 2-3)

"O kimseler Namazı kılarlar, zekatı verirler; ahırete de yakinen inanırlar." (Lokman, 4)

"Bunları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyar. Bunlar, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar." (Nur, 37)

"Mümin erkekler ve Mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiyi emreder kötülükten alıkorlar; namaz kılarlar, zekat verirler, Allah'a ve peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir." (Tevbe, 71)

"Kitap'ta İsmail'e dair anlattıklarımızı da an. Çünkü o sözünde doğru bir kimse idi, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi. Çevresinde bulunanlara namaz kılmalarını, zekat vermelerini emrederdi. Rabbinin katında hoşnudluğa ermişti." (Meryem, 54-55)

"Onları biz yeryüzüne yerleştirirsek namaz kılarlar, zekat verirler, uygun olanı emrederler, fenalığı yasak ederler. işlerin sonucu Allah'a aittir." (Hac, 41)


KAFİR VE MÜŞRİKLERİN HALLERİ İLE İLGİLİ AYETLER

Aşağıdaki ayet-i kerimelerde de kafirlerin ahıret hayatını inkar ettikleri ve zekat vermedikleri belirtilmekte ve bunların tevbe ederek namaz kılıp zekatların vermeleri halinde serbest bırakılmaları emredilmektedir.

"Onlar zekat vermezler; ahıreti inkar edenler de yalnız onlardır." (Fussilet, 7)

"Hürmetli aylar çıkınca, puta tapanları bulduğunuz yerde öldürün; Onları yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde Onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder." (Tevbe, 5)


ZEKAT VERMEYENLERİN NASIL CEZALANDIRILACAĞINI BİLDİREN AYETLER

Aşağıdaki ayet-i kerimeler de, zekat vermeyenlerin maruz kalacakları şiddetli azabı bildirmektedir.

"Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarf etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele." (Tevbe, 34)

"Bunlar cehennem ateşinde kızdırıldığı gün, alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak, 'Bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir; yığdıklarınızın tadına bakın' denecek." (Tevbe, 35)


ZEKATIN KİMLERE VERİLECEĞİNİ BİLDİREN AYETLER

Aşağıdaki ayet-i kerimeler ise, malların ne uğurda sarf edileceği ve zekatın kimlere verileceği bildirilmektedir.

"Yüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir; Lakin iyi olan, Allah'a, ahıret gününe, meleklere, Kitap'a, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekat veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır." (Bakara, 177)

"Zekatlar; Allah'tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalbleri Müslümanlığa ısındırılacaklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarf edilir. Allah bilendir, hakimdir." (Tevbe, 60)


ZEKATIN ÖNEMİ İLE İLGİLİ BAZI HADİS-İ ŞERİFLER

Aaşağıdaki Hadis-i Şeriflerde de zekâtın önemi, zekat nisabı, zekatın verileceği kişilerle ilgili bilgiler verilmektedir.

"Malınızın zekâtını veriniz! Biliniz ki, zekâtını vermiyenlerin, nemâzı, orucu, haccı ve cihâdı ve îmânı yokdur." (Riyâd-un-nâsıhîn)

"Zekât vererek, malınızı zarardan koruyunuz!"

“Mallarınızı zekât vermek suretiyle temizleyin.” (Muhtâr-ul Ahâdis, s.66)

İbn-i Abbas'dan rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz, Muaz b. Cebel'i Yemen'e vâli gönderdiği vakit ona şu emri vermiştir: "Onları Allah'dan başka bir tanrı bulunmadığına ve benim Allah'ın Elçisi olduğuma inanmaya dâvet et. Eğer bu hususta sana itaat ederlerse onlara, Cenabı Allah'ın kendilerine günde beş vakit namaz kılmalarını emrettiğini bildir. Eğer bu hususta da sana itaat ederlerse kendilerine, mallarından zekât vermelerini farz kıldığını bildir. Zekât zenginlerden alınıp fakirlere verilir.” (Buhari, Sahih, c.2, s.104)

Ebû Hureyre'den rivayet edildiğine göne, bir adan peygamber Efendimize gelerek;
Bana öyle bir amel göster ki onu yaptığım zama cennete gireyim, dedi.
Hz. Peygamber Ona şöyle buyurdu:
"Allah'a ibadet edecek, hiçbir şeyi O’na ortak koşmayacaksın; farz olan namazı kılacaksın; zekâtı vereceksin; Ramazanda oruç tutacaksın."
Bunun üzerine o adam şöyle mukabelede bulundu:
"Varlığım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bundan daha fazlasını yapmayacağım." O kimse bu sözü söyleyip ayrıldıktan sonra Hz. Peygamber:
“Kim Cennetlik birine bakmak isterse bu adama baksın", buyurdu. (Buhari, Sahih, c.2, s.105)

Ashabdan Cerir b. Abdillâh: "Resulullah (s.a.v.)'e, namazı kılacağıma, zekâtı vereceğime ve her Müslümana öğüt vereceğime dair söz verdim" diyor.” (Buhari, Sahih, c.2, s.106)

Râf'i b. Hadîc'den rivayet olunduğuna göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Zekât işlerinde hakkiyle çalışan memur, evine dönünceye kadar Allah yolunda muharebe eden gâzi gibidir.” (Tirmizi, c.3, s.144)

“Cenab-ı Allah kime mal verir de zekâtını ödemezse, Kıyamet gününde o mal, sahibine, gözlerinin önünde simsiyah iki benek bulunan gayet zehirli (ve zehirinin tesirinden başı) kel bir yılan şeklinde görünerek boynuna gerdanlık yapılacak; sonra da iki çene kemiğini, yâni avurdunu iki tarafından yakalayıp şöyle diyecek: Ben senin malınım, ben senin stokunum.” (Buhari, Sahih, c.2, s.106)

“Deve, sığır ve koyun sahibi bir Müslüman, bu malların zekâtını ödemezse, Kıyamet gününde o hayvanlar, dünyada olduklarından daha semiz ve daha büyük bir halde gelecekler ve herbiri boynuzu ile ona toslayacak; ayakları ile de çiğneyecek. Sonuncusu işini bitirince, birincisi yeniden toslamaya ve çiğnemeye başlayacak; tâ insanlar muhakeme edilinceye kadar.” (Buhari, Sahih, c.2, s.106)


ZEKATIN NİSABI İLE İLGİLİ BAZI HADİS-İ ŞERİFLER

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: "Sâime cinsinden her kırk devede üç yaşına girmiş dişi bir deve vermek gerekir. Hiçbir deve ayrı hesap edilmez. (Yâni hepsi kırk adet içinde mütalâa edilir, zayıfı ile şişmanı, küçüğü ile büyüğü arasında bir ayırım yapılmaksızın orta derecede bir deve alınır.) Her kim, (ecrini Allah'tan isteyerek) kırk devenin zekâtını (üç yaşında dişi bir deve) verirse, kendisi için mükâfat vardır. Kim bunu vermek istemezse, biz hem zekâtını hem de devesinin yarısını alırız. (Zekât), Rabbimizin haklarından bir haktır. Muhammed'in âline ondan bir şey helâl olmaz.” (Nesai, Sünen, c.5, s.15)

Muaz b. Cebel şöyle diyor: "Rasulullah (s.a.v.), beni Yemen'e göndererek her otuz sığırdan, iki yaşında dişi veya erkek bir dana; her kırk sığırdan, üç yaşında bir dana; her yüklü sığırdan da bir dinar para veya buna denk Maâfir elbisesi zekât almamı emretti.” (Tirmizi, Sünen, c.2, s.389) (Maâfir, Hemedân kabilesine nisbet edilen bir elbise cinsinin adıdır.)

Ebû Saîd el - Hudrî'den rivayet olunduğuna göre, Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Beş ûkıyye'den az gümüşte, beş zevd'den az devede ve beş vesak'tan az hububatta zekât verme mükellefiyeti yoktur.” (Aynî, Buhari şerhi, c.4, s.283) (Bütün müctehitlerin ittifakı ile ûkiye: 40 dirhemlik bir ağırlık ölçüsüdür. Zevd: üç ilâ otuz arasındaki deve topluluğuna verilen isimdir. Vesak: 60 sâ' olup 6240 dirhem, bugünkü ölçülerle 200 kg'a tekabül etmektedir. Buna göre beş vesak: 1000 kg. eder.)

Hz. Ali'den rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: "At ile kölenin zekâtını affettim. Sizler, her kırk dirhemde bir dirhem zekât verin. 199 dirhemde zekât yoktur. Fakat, gümüş 200 dirheme ulaştığı zaman, bu paradan 5 dirhem zekât vermek lâzımdır.” (Tirmizî, Sünen, c.2, s.384)

Hz. Ali'den rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Senin iki yüz dirhem gümüşün olduğu ve üzerinden de bir yıl geçtiği vakit, ondan beş dirhem zekât vermen gerekir. Altında, yirmi dînara kadar bir şey yoktur. Senin yirmi dînar'ın bulunduğu ve üzerinden bir yıl geçtiği vakit, ondan yarım dînar zekât vermen gerekir.” (Abd'ur-Rahman el-Bennâ, Feth'ur Rabbânî, c. 8, s. 240.)

Sâlim b. Abdillah'ın babasından, şöyle dediği rivayet olunmuştur: "Sâlim bana, Hz. Peygamber vefat etmeden önce zekât hakkında yazdırdığı bir yazıyı okuttu. O yazıda şöyle bir ibare buldum: Beş devede bir koyun, on tanesinde iki koyun, onbeş tanesinde üç koyun, yirmide dört koyun, yirmi beşte ise iki yaşına girmiş dişi bir deve vermek gerekir. Otuz beşe kadar durum böyledir. Eğer iki yaşında dişi deve bulunmazsa, üç yaşında erkek bir deve verilmesi gerekir. Otuzbeşi bir sayı geçtiği zamanda kırk beşe kadar üç yaşına girmiş dişi bir deve vermek gerekir. Kırk beşi bir yukarı geçince altmışa kadar dört yaşına basmış dişi bir deve vermek icabeder. Altmıştan yukarı geçerse yetmiş beşe kadar beş yaşına girmiş dişi bir deve vermek lâzım gelir. Yetmiş beşi bir yukarı çıkarsa doksana kadar üç yaşına basmış iki adet deve vermek gerekir. Doksandan bir fazla olursa, yüz yirmiye kadar dört yaşına basmış iki adet dişi deve vermek lâzım gelir. Develer yüz yirmiyi geçince, (bundan sonra) her elli devede dört yaşında dişi bir deve, her kırkta üç yaşına girmiş bir deve vermek gerekir.” (İbn-i Mâce, Sünen, c. 1, s. 574)

“(Mallarınızın) kırkta bir zekâtını verin: Kırk dirhemden bir dirhem vermek gerekir. İki yüz dirhem tamamlanıncaya kadar sizin üzerinizde bir borç yoktur. Para iki yüz dirhem olunca, ondan beş dirhem zekât vermek icap eder. İki yüz dirhemden fazlası da bu hesaba göredir." “Koyunda da kırkta bir zekât vermek gerekir. Otuz dokuz koyundan bir şey lâzım gelmez. “Sığırlar da otuz tane olunca bir yaşında bir sığır vermek gerekir. Kırk tanede ise, iki yaşında bir sığır verilir. Ziraat için kullanılan sığırlardan bir şey vermek gerekmez. “Develerden her yirmi beşinde beş koyun verilir..." (İbn-i Humam, Feth'ul-Kadir, c.1, s.501)

“Koyunda 1/40 zekât verilir. 120'ye kadar durum böyledir. Koyunlar yüz yirmiyi aşınca iki yüze kadar iki koyun; iki yüzden fazla olunca üç yüze kadar üç koyun vermek lâzımdır. Koyunlar üç yüzden fazla olunca, her yüzde bir koyun verilir. Sonra dört yüze ulaşıncaya kadar bir şey vermek gerekmez. Zekât almakta ayrı ayrı kimselerin koyunları birleştirilmez. Zekât vermemek için de toplu olan koyunlar birbirinden ayrılmazlar. Karışık halde bulunanlar ise, mülkiyet nisbetine göre hesab edilirler. Zekâtta çok yaşlı veya kusurlu olanlar kabul edilmez.” (Tirmizi, Sünen, c. 2, s. 387)

“Beş ûkiyye (iki yüz dirhem)'den az gümüşte zekât yoktur. Beş zevd'den az devede zekât yoktur. Beş vesakdan az toprak mahsullerinde de zekât yoktur.” (Buhârî, Tecrid-i Sarîh, (terc.) c. 5, s. 32. Hadîs No: 692)

“Yağmur, nehir ve göze suları ile (tabiî olarak) sulanan, veya kendiliğinden sulu olan arazi mahsullerinde onda bir, hayvanlar ve havuzlar yardımı ile sulanan toprak mahsullerinde ise yirmide bir zekât verilir." (Nesâî, sünen, c.5, s. 31)

“Hububat maddeleri ile hurma beş ölçek, deve beş zevd, gümüş de beş ûkıyye olmadıkça bunlardan zekât vermek gerekmez,” (Buhârî, Sahîh, c.2, s. 112)

Yemenli bir kadın kızı ile birlikte Resûlüllah (s.a.v.)'in yanına geldi. Kızının elinde altından yapılmış iki âdet kalın bilezik vardı. Hz.Peygamber kadına : "Bunların zekâtını veriyor musun?" Diye sordu. Kadın : "Hayır", dedi. Hz. Peygamber: "Kıyamet gününde Cenabı Allah'ın bu iki altını senin koluna ateşten bilezik olarak takmasından hoşlanır mısın?" Buyurdu. Bunun üzerine kadın, bilezikleri kızının kolundan çıkarıp Resûlüllah'ın önüne bıraktı ve şöyle dedi : "Bilezikler, Allah ve Resûlü içindir.” (Nesâî, Sünen, c.5, s. 38)

Amr b. şuayb'ın, babası yolu ile dedesinden şu rivayet nakledilmiştir: Hz. Peygamber'e kayıp eşyanın zekâtından soruldu. O da şöyle buyurdu: "İşlek yolda veya şenlik bir köyde bulunanı bir sene ilân et. Eğer sahibi gelirse (onundur). Sahibi gelmezse senindir." “İşlek yol ile şenlik bir köyden başka yerlerde bulunan eşya ile definelerde ise beşte bir zekât vermen gerekir.” (Nesâi, Sünen, c.5, s. 44.)

Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Sahibi başında bulunmayıp mer'aya salıverilen dilsiz hayvanların yaraladığı hederdir. (Yâni sahibine tazminat vermek gerekmez). Su kuyusuna düşen hederdir. Mâden kuyusuna düşen de hederdir. (Sahibine bir şey ödemek gerekmez.) Rikâz'da (yer altı zenginliklerinde) ise 1/5 zekât vermek gerekir. (Buhârî, Tecrid-i Sarih, terc. c.5, s. 310-311) (Rikâz, bazılarına göre, mâden ve mâdenden çıkan maddelerin tümüne verilen bir addır.)


ZEKAT VERİLECEK VE VERİLMEYECEK KİŞİLERLE İLGİLİ HADİSLER

“Ne zengine, ne de normal şekilde (çalışabilecek) güce sahip kimselere zekât helâl olmaz.” (Şevkânî, Neyl'ul-Evtâr, c.4, s.159)
(Bu Hadîs-i Şerîf'i İbn-Mâce ile Nesaî'den başka diğer hadîs imamları da rivayet etmişlerdir.)

Abdullah b. Adiy'den rivayet edildiğine göre, Vedâ Haccında Hz. Peygamber, zekât dağıtırken iki adam O'nun yanına giderek kendisinden zekât istediler. Resûlullah (s.a.v.) gözlerini bu iki kişiye dikerek, onları güçlü - kuvvetli görünce: "Dilerseniz size (zekâttan) vereyim, fakat zekâtta ne zenginin, ne de çalışabilecek güce sahip kimselerin hakkı yoktur", buyurdu. (Abd'ur-Rahman el-Bennâ, Feth'ur-Rabbâni (Müsned-i Ahmed b.' Hanbel), c.9, s. 91)

Sehl b. Hanzaliye'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Her kim başkasına muhtaç olmayacak kadar yiyeceği bulunduğu halde dilenirse, Cehennem ateşinden başka bir şey dilenmez." Ashab:
Yâ Resûlullah! Yetecek kadar yiyeceğin ölçüsü nedir? diye sordular. Hz. Peygamber:
“Sabah akşam (24 saatlik) yiyeceği kadar", buyurdu. (Şevkânî, Neyl'ul-Evtâr, c.4, s.159)

"Kimin 40 dirhem parası veya bu para karşılığında malı bulunduğu halde isterse, ihtiyacı olmadan istemiş olur." (Abd'ur-Rahan el-Bennâ, Feth'ur-Rabbanî, c.9, s.91 vd.

“Her kim ihtiyacı olmadığı halde başkasından yardım dilenirse, Kıyâmet günü yüzünde yırtık izleri ve tırmalanma belirtileri olduğu halde Allah'ın huzuruna gelecek". Kendisine:
Ya Resülullah (istemeyi yasak kılan) Zenginliğin ölçüsü nedir? diye sorulunca da:
"50 dirhem (160 gr.) gümüş para, yahut bu değerde altındır", cevabını verdi. (Ebû Dâvud, Sünen, c.1, s. 236)

“Kim (başkalarına) ihtiyaç belirtmezse, Allah onu muhtaç etmez. Kim iffet isterse (başkalarına yüz kızartmamak isterse), Allah onu afît kılar. Bizden bir şey istemeyen (dilenmeyen), isteyenden daha hayırlıdır.” (Ebû Dâvud, Sünen, c.1, s. 236)

Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
"Zekât, zenginlerden ancak üç taifeye verilebilir:
1 - Allah yolunda bulunanlar,
2 - Yolda kalmış yolcular,
3 - Zengin bir kimse ki, fakir olan komşusuna zekat verilir de bu maldan kendisine hediye edilir veya dâvet edilir.” (Ebû Dâvud, Sünen, c.1, s.380)