016  Kur'an, yaratık değildir


Değerli okuyucularım,

Okumak üzere elimize aldığımız herhangi bir Kur'an-ı kerimin kağıdı, mürekkebi ve benzeri maddi kısımları (mushaf) elbette Halk âlemindendir. Yani yaratıktır. Ama onun içindeki sözler, bu sözlerin tertip ve tanzimi, bu sözlerdeki kast-ı ilahî olan anlam, bizzat Allahü Tealâ'nın kendisine aittir. "Kur'an" dediğimiz zaman kast edilen de bu sözlerdir. Bu sözler Allahü Tealâ'nın kelâm sıfatının tecellisidir ve yaratılmış şeylerden değildir. Onun için Kuran'ın yaratık olduğunu söylemek küfür olur.

İngilizce kaynakların bir kısmında "Muhammed'in yazdığı Kur'an", "Muhammed'in kitabı Kur'an" ya da Kur'an için "Yazarı: Muhammed" gibi ifadeler geçiyor. Bunlar Allahü Tealâ'yı, İslâm'ı, peygamberleri tanımamanın, onları doğru şekilde bilmemenin sonucunda söylenmiş sözlerdir.

Son peygamber, Muhammed aleyhisselâm ümmî idi. Yani okuması yazması yok idi. O herhangi bir kitap da yazmamıştır. Kur'an-ı kerim, doğrudan, Cebrail adlı melek vasıtasıyla O'na vahy edilmiştir. Yani bir başka deyimle, O'nun her harfi, her kelimesi, her cümlesi bizzat Allahü Tealâ'ya aittir.


# Allah (c.c.)'ın ilmi gibi sözleri de sonsuzdur

Değerli okuyucularım, birçoklarımızın günlük hayatımızda konuştuğumuz kelime sayısı 800-1000'i geçmez. Kimbilir, bazı entellektüel aydınlarımız belki de 10-15 bin kelime ile konuşup yazıyorlardır. Genel olarak insanların kültür seviyesi, onların bildikleri kelime ve terim sayısı ile ölçülür. Çünkü her kelime belli bir kavramı, bir fikri, bir bilgiyi anlatır. Kısaca bilinen kelime ve terim sayısı, ilmî ve kültürel seviyenin ölçütüdür. Onun için Allahü Tealâ, Adem'i yarattığı zaman meleklerine karşı onun eşyayı adlandırmasıyla övünmüştür. (Bkz. Bakara, 31-33) Rabbülâlemin'in bu vurgusuna rağmen insanoğlu eşyayı adlandırmanın önemini ancak son birkaç yüzyıl içinde tam olarak kavrayabilmiştir. Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin:

"Rütbelerin en üstünü, ilim rütbesidir" [Hadarat-ül-kuds]

hadisindeki derin anlamı ise ancak son çeyrek yüzyılda tam olarak kavrayabilmiş, onun için, içinde bulunduğumuz çağa, "bilgi çağı" denmeye başlanmıştır. İslâm âleminin bunun önemini hâlâ kavrayıp kavrayamadığını da sizlerin değerlendirmenize bırakıyorum. Sözü uzatmayalım. Son birkaç yüzyıl içinde Linne ile başlayan sistematik çalışmalar içinde onbinlerce bitki, hayvan, mikroorganizma adlandırılmış; yüzlerce yeni hastalığa, elde edilen binlerce kimyasala yeni adlar verilmiş, teknoloji ürünü binlerce yeni ürün yeni adlarla piyasaya sürülmüştür. Kısaca yüzbinlerce bitki, hayvan, mikroorganizma, işlem, teknik, metod, ürün, uzay cismi, ev eşyası,.... yeniden adlandırılarak sözlüklerdeki kelime ve terim sayısı yüzbinleri bulmuştur. Bütün bunlar ilahî arzunun nasıl gerçekleştiğinin ve Alemlerin Rabbinin insanlığı nasıl bir büyük gelişime götürdüğünün en önemli delilleridir. Kısaca Allahü Tealâ, dünyayı, eşref-i mahlûk olarak yarattığı, yeryüzünü emrine verdiği, yeryüzündeki halifesi kıldığı insan eliyle adeta yeniden biçimlendirmektedir.

Değerli okuyucularım, bütün bunlara rağmen en gelişmiş sözlüklerdeki kelime ve terim sayısı bile bir milyonu geçmez. Halbuki Allahü Tealâ'nın ilmi gibi sözleri de sonsuzdur:

"De ki, Rabbimin sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez." [Kehf, 109]

Hiç Yaratan, yarattıklarını bilmekten ve onları adlandırmaktan aciz olur mu?

İşte Kur'an-ı kerim, Allahü Tealâ'nın kelâm sıfatının tecellisi olup o zamanın en zengin dili olan ve bugün dahi hemen hemen aynı zenginliğini koruyan Arapça ile indirilmiş, zamanında Arap diline birçok yeni kavram da kazandırmıştır.


# Kur'an-ı kerimin vahyi

Değerli okuyucularım,

Allahü Tealâ tarafından, insanları dünya ve ahıret selametine kavuşturacak esasların peygamberlere bildirilmesine "vahiy" denir. Vahiy, vahiy meleği Cebrail aleyhisselâmın, Allah'ın emir ve yasaklarını peygambere okumasıdır.

Kur'an-ı kerim, ayetler halinde, 23 yılda vahy edilmiştir.

Vahiy değişik şekillerde gerçekleşmiştir:

"Bunlardan biri, daha sonra uyanınca gerçek hayatta aynen meydana gelen 'doğru rüyalar' idi. Peygamberimizin değerli hanımı Hz. Aişe annemiz: 'Rasulullah (s.a.v.)'in gördüğü rüyalar aynen çıkardı. Bu rüyalar sabah aydınlığı kadar açıktı.' buyuruyor. Kur'an-ı kerim 6 ay kadar rüyalar yoluyla vahy olmuştur.

İkincisi, Cebrail (a.s.)'ın insan şekline girerek getirdiği vahiylerdir. Cebrail, çoğunlukla yakışıklı bir sahabi olan Dıhye'nin şeklinde gelirdi.

Bazı zaman da Cebrail görülmeden, uğultu veya çıngırak sesine benzer bir sesle vahiy gelirdi. Genellikle korkutma ve azap ayetlerinin bu şekilde geldiği bildirilmiştir.

Uyanık olduğu halde Rasulullah (s.a.v.)'in kalbine bırakıldığı da olmuştur. Başka şekillerde de gelmiştir.

Vahiy geldiği zaman soğuk kış günlerinde bile Resulullah (s.a.v.)'in mübarek yüzünde yağmur damlaları gibi ter tanecikleri belirirdi. Yanında bulunanlar o kadar etkilenirlerdi ki bazen ellerini ve kollarını kaldıracak güçleri kalmazdı. Bir keresinde devenin üzerinde iken vahiy gelmiş, deve arka ayakları üzerine çökmek durumunda kalmıştır."[1]


# Kur'an, korunmakta olan bir kitaptır

Peygamber Efendimiz kendisine gelen vahyi ezberler ve asla unutmazdı. Ayet-i kerimede mealen:

"Sana Kuran'ı Biz okutacağız ve asla unutmayacaksın" [A'la, 6] buyruldu.

Rasulullah (s.a.v.), kendisine gelen vahyi ashab-ı kirama okur, onlar da ezberlerlerdi.

14 asırdır birçok ateistler ve İslam düşmanları, Kur'anı değiştirmek ve bozmak için, şiddetli bir arzu, hırs ve gayret göstermektedirler. Buna rağmen, Kur'an-ı kerim, en küçük bir değişime uğramaksızın günümüze kadar gelmiştir.

Ayet-i kerimede:

"Doğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu da elbette Biziz." [Hicr, 9] buyruldu.


# Kur'anda tahrifat, asla mümkün değildir

Aşağıda anlatacağım sebeplerle Kur'an üzerinde herhangi bir tahrifat yapmak da asla mümkün değildir.

Cebrail (a.s), her ayeti vahy ettiği zaman, o ayetin hangi sürenin kaçıncı ayeti olduğunu da bildirirdi. Peygamber Efendimiz, vahiy katiplerine söyler, onlar ayeti oraya yazarlardı. Ayet geldikten sonra hemen herkes onu ezberler ve namazlarda okurlardı.

Ayrıca her yıl Ramazan ayında Cebrail (a.s.) gelir, Muhammed (a.s.) ile karşılıklı otururlar, Resulullah (s.a.v.) okur, Cebrail (a.s.) dinler, herhangi bir eksik ve hata var ise hemen düzeltirdi. Bu olaya "mukabele" denilirdi. Mukabele, Peygamberin vefatına kadar düzenli şekilde devam etti. O'nun vefatından sonra da, O'nun bir sünneti olarak, müslümanlar tarafindan asırlardır aynı şekilde sürdürülmektedir.

Genellikle camilerimizde, mukabelede, her sabah, namazdan önce bir cüz (20 sayfa) okunur. Hoca efendi ve birkaç yardımcısı okur. Kur'anı iyi bilen müslümanlar (yaklaşık 15-20 kişi) takip eder. Bir yerde yanlış okunsa hemen uyarırlar. Bu şekilde Kur'anın baştan sona kadar okunmasına "hatim" denir. Böylece ramazan ayı ile birlikte "Kur'anın hatmi" de tamamlanmış olur.

Diğer yandan bugün Kur'an-ı kerimi on binlerce hafız ezberlemiş durumdadır.

Ayrıca yeryüzündeki onbinlerce camide ve milyonlarca evde Müslümanlar her gün icra ettikleri beş vakit namazda bir ibadet olarak Kur'an okumakta ve böylece onların beyinlerine yüzlerce ayet-i kerime nakşedilmiş bulunmaktadır. Bunları nasıl değiştirebilirler?

O sebeple, Kur'an-ı kerim üzerinde herhangi bir yayıncının en küçük bir değişiklik yapması kesinlikle mümkün değildir. Çünkü, yapılan hata, mukabelelerde ve hafızların tekrarında hemen ortaya çıkar.

Allah'a emanet olunuz.

Dr. İsmail Ulukuş


----------------
[1] İlhan Apak (Co-ed.), 1994. Yeni Renber Ansiklopedisi, Vahiy bahsi. İhlas Gazetecilik Holding A.Ş., İstanbul