036  İnsanın beşinci boyuta yükselişi


Değerli Kardeşim,

Marifetullah, Allah'ı bilmek demektir. Önceki yazılarımda Marifetullah ilminin "akıl", "nakil" ve "kalb" yolu olmak üzere birbirini tamamlayan üç yöntemi olduğunu belirtmiştim. "Akıl" yöntemi kişinin kendince, "nakil" yöntemi Fıkıh bilginlerince, "kalb" yöntemi Tasavvuf bilginlerince uygulanan bir yöntemdir. Bu üç yöntemin bilgileri birbiri ardından edinildikten sonra insan, ancak, gerçek anlamda Rabbini tanımaya başlar. Doğru bir "Marifetullah", kâmil bir "iman" ve gerçek bir "olgunluk" sahibi olur.

Bu sürecin son aşaması tasavvuf eğitimidir. Bu eğitim, bir Mürşid-i Kâmil'in gözetiminde yürütülen bir "kalb" eğitimidir. Mürşid-i Kâmil, öğrencisinden, Rasulullah (s.a.v.) adına biat alır. Gerçekte biat Allah'adır. Ayet-i kerimede:

"Muhakkak ki sana biat edenler gerçekte Allahü Teâlâ’ya biat etmişlerdir. Allah’ın kuvvet ve yardımı biat edenlerin üstünedir." [Fetih, 10]

buyruldu.


# Tasavvuf, İslam'ı, görünen ve görünmeyen yüzü ile yaşamaktır

Tasavvuf bir hal ilmidir. Tasavvufun esası, İslam'ı, kalben ve davranış olarak, görünen ve görünmeyen yüzüyle (zahiri ve batını ile) yaşamaktır. Aynen Rasulullah döneminde olduğu gibi... Takvalı ve ihlâslı, fakat şekilcilikten uzak, sevecen ve hoşgörülü... Ahmet Yesevîlerin, Mevlânaların, Aziz Mahmut Hüdaîlerin yaşadığı gibi...

İnsanların Allah (c.c.)’a daha yakın olabilmek için sık sık tekrarladıkları sözlere "vird" denir. "Zikir" de, her ne şekilde olursa olsun Allah'ı anmak demektir.

Şimdiye kadar birçok kişininin imanının kemale ulaşarak olgun bir insan olmalarına yardımcı olan tasavvuf kurumları, kalblerde Allahü Tealâ’nın sevgisinin yeşermesi için, sohbet, riyazet, mücahede gibi çeşitli yöntemlerin yanında onlara ayrıca düzenli olarak günlük vird ve zikir programları da uygularlar.


# Günlük vird ve zikirler

Günlük virde başlamadan önce, başta Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz, bütün peygamberler ve Rasulullah Efendimizin al ve ashabı olmak üzere, bu manevî eğitim kurumlarının öğretmenleri olan ve kökleri taa Rasullullah (s.a.v.)'a kadar uzanan Silsile-i Aliyye'nin ruhları için üç İhlas ve bir Fatiha okunur. Sonra zikre geçilir.

Günlük vird ve zikirler, abdestli olarak okunur. Besmele ile başlanır. Allahü Tealâ'ya hamd ve Rasulullah'a salevattan sonra günahlara tevbe ve istiğfar edilir. Sonra belli sayıda "Kelime-i tevhid" ve "Allah" ismi celîli okunur.

Bu güçsüz kardeşiniz, bu düzenli günlük vird ve zikir programlarının, birçok kişi üzerinde çok yararlı etkiler sağladığını gördüm. Bu uygulamalar, gerçekten, insanları, sürekli Rabblerine yakın tutuyor. Ancak böyle bir günlük vird ve zikir programından bir yarar sağlayabilmek için, haramlardan uzak kalmalı, ibadetlerini aksatmadan yerine getirmeye çalışmalı, yaptığı her şeyi yalnız Allahü Tealâ’nın rızası için yapmalıdır.


# Kötü insanlardan ve yayınlardan uzak olmalı

Bunlar kadar önemli olan bir diğer konu da, kalbi zulmet dolu, dünya düşkünü insanlardan uzak durmaktır.

Unutmamalıdır ki, kalbden kalbe yol vardır.

Kalbi zulmet dolu insanlarla haşır neşir olmak, hiç farkında olmadan insanın dünyaya olan düşkünlüğünü arttırır, kalbini karartır, haram işlere olan eğilimini şiddetlendirir. Bunların hiçbirisi olmasa bile, ömrünün en değerli zamanlarını Rabbinden gafil olarak boş ve değersiz işlerle yok eder, gider.

O sebeple daima iyi insanlarla bir arada bulunmaya çalışmalıdır. İyi insan, bize hatalarımızı gösteren, bize Hakkı ve Halık'ı (Yaratan'ı) hatırlatan ve bizi daima sırat-ı müstakim üzerinde bulunduran insandır. Bunun için Allahü Tealâ'ya "bizi, her zaman, bizden daha hayırlı insanlarla bir arada bulundurması için" dua etmelidir. Daima iyi insanlarla bir arada bulunur isek, bir süre sonra hiç farkına varmadan kalblerimizin feyzlendiğini; Rabbimize, Peygamber Efendilerimize, veli ve salih kullara ve bütün müminlere karşı; hakka, iyiliğe ve güzel huylara karşı kalbimizde bir sevgi yeşermeye başladığını görürüz.

İyi ve kötü yayınlar da, tıpkı iyi ve kötü arkadaşlar gibidir.

İyi arkadaş hayra, kötü arkadaş şerre götürür. Arada hiçbir konuşma ve iletişim olmasa bile, iyi insanlarla bir arada bulunulduğu zaman, insanlar, farkında olmadan iyi davranışları sebebi ile onlardan feyz alırlar. Onun için Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz;

"Kişinin dini arkadaşının dini gibidir. Şu halde kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin!" [Hakim]

"Bir defa salih kimsenin sohbetinde bulunmak, defalarca kötü kimselerin sohbetlerinde bulunmanın günahlarına kefaret olur." [Deylemi]

buyurdu.


# Marifetullah, kalbî bir bilgidir

Değerli Kardeşim,

Daha önce sizlere bir liste halinde sunduğum zina etmek, anaya babaya karşı gelmek, yalancı şahitlik yapmak, faizle para alıp vermek, alkollü içki içmek, kumar oynamak, rüşvet almak, kibirlenmek, gıybet etmek, cimrilik yapmak gibi Rabbimizin haram kıldığı, yapmamızı yasakladığı işlerden kaçınılır; namaz kılmak, oruç tutmak, helâlinden yiyip içmek, kanaat etmek, sabretmek, günah işlediği zaman hemen tevbe etmek ve benzerleri gibi buyrukları yerine getirilir; ve yukarıda belirtilen günlük vird ve zikir programları uygulanırsa, samimiyetimize bağlı olarak bir süre sonra, kalblerimizden, nefsin heveslerine karşı duyulan aşırı arzular, dünya ve mal sevgisi, kibir, kindarlık, haset, tamahkârlık, suizan gibi kötü huylar kendiliğinden çıkar gider. Kalbimiz, onların yerine Allahü Tealâ’nın sevgisi, "muhabbetullah" ile dolmaya başlar. Böylece kalbimiz Rabbini tanımaya, kalbimizde "marifetullah" hasıl olmaya başlar. Marifetullah, kalbî bir bilgidir. Bu bilgi, tıpkı, annesi hakkında hiçbir bilimsel veriye dayalı şuurlu bir bilgisi olmadığı halde, bir bebeğin, her an yanıbaşında olan annesini kesin şekilde bilmesi gibi sezgi yoluyla elde edilmiş, fakat doğruluğu hakkında kalbin en küçük bir tereddüt duymadığı bir bilgidir.


# Kalbin itminana kavuşması

İşte bu aşamadan sonra, kalb, mânâ alemine açılır. Kişi önceden hiç farketmediği bazı gerçekleri, kalb yoluyla görüp anlamaya başlar. Mânâ körlüğü ortadan kalkar. Kişi daha önce kalben sezinlediği fakat daima kuşku ve tereddüt ile baktığı bazı gerçekleri, daha açık seçik, duru ve berrak şekilde görmeye ve anlamaya başlar. Böylece kişinin imanındaki şek ve şüpheler ortadan kalkar. Kalbinde, burada sözlerle anlatılması mümkün olmayan tarifi imkânsız olan bir huzur, doyum ve tevekkül (rabbine güvenme) hali belirir.

Bu noktadan sonraki insan artık, beşinci boyuta ulaşmış, naklî gerçekliklere vakıf, Rabbinin terbiyesinden geçmiş "olgun" bir insandır. Onda artık olgun bir insanda görülmesi ümit edilen bütün güzel meziyetler bir bir tecelli etmeye başlar. Bu güçsüzün sonraki yazılarında, bu konuda, daha ayrıntılı bilgiler verilmiş bulunmaktadır.

Allah'a emanet olunuz.

Dr. İsmail Ulukuş