034  Nefsin tezkiyesi (Temizlenmesi)


Değerli Kardeşim,

İslam, insanı, nefsinin ilâhlaştırdığı her şeye karşı bağımlılıklardan kurtarıp onu gerçek rabbi olan Allah'a bağlamaya çalışan ilâhî bir düzendir. Bu düzenin, temeli "iman"dır. Hedefi ise insanın Rabbini tanıyarak geliştirilmesi, olgunlaştırılmasıdır. Nefsin tezkiyesi (temizlenmesi) ve Kalbin tasfiyesi (arıtılması), bu olgunlaşma sürecinin iki önemli aşamasını oluşturur. Bu yazımda "Nefsin Tezkiyesi" üzerinde duracağım.

Nefis, kişinin heva ve arzulardan örülü özbenliğidir. Ancak kişinin yaşamı için zorunlu ihtiyaçlarından doğan bazı isteklerini dillendiren bir benlik, bizim kastettiğimiz nefis değildir. Tezkiyesinden söz ettiğmiz nefis, bir çoğu sürekli tekrarlanması sebebiyle tutku haline gelmiş haram arzu ve heveslerden örülü özbenliktir. Buna "Nefs-i emmare" de denir. Nefsi emmare, Rabbini bilmez, akla ve vicdana kulak asmaz, söz dinlemez, durmadan isteklerini dikte ettirip onları yaptırıncaya kadar kişiyi zorlayan bir nefistir. Allahü Tealâ böyle nefisler için:

"Nefs-i emmare, şiddetle kötülüğü emreder." [Yusuf, 53] buyurdu.

Böyle bir kişilik yapısının mutlaka Rabbini tanımaya ve terbiyeye ihtiyacı vardır. Eğer bu olmazsa hem kendisi için hem de çevresindeki insanlar için büyük bir sıkıntı kaynağı haline gelir.


# En büyük cihad!

Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz hadis-i şeriflerinde,

"Senin en büyük düşmanın, seni çepeçevre kuşatan nefsindir." [Deylemi]

"İnsanın en kuvvetli düşmanı nefsidir, sonra çoluk çocuğu gelir." [Deylemi]

buyurdu.

Nefis, gerçekten çok kuvvetli ve azgın bir düşman olup Allahü Tealâ’nın yardımı olmadan onunla başa çıkmak çok zordur. Bir gaza dönüşünde Peygamber Efendimiz mealen, "Küçük cihaddan döndük, şimdi sıra büyük cihadda" dedi. Bunun üzerine Eshab-i kiram, "Büyük cihad nedir ya Resûlallah?" diye sordular, O da, "Nefis ile olan cihaddır” cevabını verdi. Bir başka hadis-i şerifte de:

"En üstün cihad, Allah yolunda nefisle yapılan cihaddır." [Taberani] buyurdu.

Görülüyor ki azgın nefsi zapturapt altına almak öyle kolay bir iş değildir ve bu, büyük bir cihaddır. Yüce Allah'ın yardımı olmadan başarılamaz!

Rükneddin Ebul Feth hazretleri:

"Nefsin tezkiyesi, temizlenmesi ise, ancak Allahü Tealâ’ya sığınmak ve O'ndan yardım istemekle mümkündür. Yusuf suresi 53. ayet-i kerimesinde mealen;

Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefs, gerçekten kötülüğü şiddetle emreder. Ancak Rabbimin koruduğu nefs müstesnadır. Çünkü Rabbim gafurdur, rahimdir, buyruldu.

Hakkın ihsanı ve yardımı olmadıkça, nefs tezkiye olmaz. Nur suresi 21. ayet-i kerimesinde de mealen;

Eğer üzerinize Allah'ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı, içinizden hiçbiri ebediyen (günah kirinden) temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır, buyruldu.

Bu ihsan ve rahmetin alâmeti, ayıplarının kendine gösterilmesidir." diyor. Ve ilâve ediyor: “... İlâhi azametin nurundan bir şua, onun kalbine parlasa, bütün dünya büyükleri onun yanında toprak hükmünde olur. Kalbinde dünya ehlinin kıymeti kalmaz. Bu hal kalbini kaplayınca; dünya ehlinin tutulduğu hayvanî sıfatlardan nefret eder.”[1]


# Eğer insan Rabbine değil de kendine güvenirse!..

Eğer insan, nefsinin tezkiyesi konusunda, Rabbine değil de kendi küçücük iradesine güvenirse, o zaman, bu cahil ve aciz kardeşinize yaptıkları gibi, yüz kere tevbe edip yüz kere tevbesini bozmak durumunda bırakırlar da, insana, bu gerçeği, yaşatarak öğretirler.

Değerli Kardeşim, kalblerimiz gaflette olmamalıdır. Allahü Zülcelâl'in izni ve takdiri olmadan evrende hiçbir şey vuku bulmaz. Ne bir yaprak yerinden oynar, ne de bir tüy uçabilir. Onun için, her işimizde Rabbimizden yardım dilemeliyiz ve O'na karşı mutlak bir teslimiyet içinde olup O'na güvenmeliyiz. Merhamet ve kerem sahibi Rabbimiz, hiç kimseyi boş çevirmez.

Kişi akıllı olup nefsini temizlemeye çalışmalıdır. Allahü Tealâ;

"Nefsini temizleyen kurtulmuştur. Onu kirletip örten (günahta, cehalette, dalâlette bırakan) zarar etmiştir." [Şems, 9-10] buyuruyor.

Hadis-i ]]şerifte de:

"Akıllılık alameti, nefse hakim olmak ve öldükten sonra gerekenleri hazırlamaktır. Ahmaklık alameti, nefse uyup, Allah’tan af ve merhamet beklemektir." [Tirmizi] buyruldu.

Ebu Bekr Tamsitani hazretleri, "Nefse uymaktan kurtulmak, nimetlerin en büyüğüdür. Çünkü nefis, Allahü Tealâ ile kul arasındaki en büyük perdedir."[2] buyuruyor.

Sehl bin Abdullah Tüsteri hazretleri de, ibadetlerin en kıymetlisinin, nefse uymamak olduğunu[2] bildirdi.

Şu halde kurtuluşa ermek için nefsimizi kendi haline bırakmamalı, akıllılık edip Allah'ın izin ve yardımıyla ona egemen olmaya ve onu her türlü kötülüklerden temizlemeye çalışmalıdır.


# Nefsin tezkiyesi

Değerli Kardeşim,

"Nefsin tezkiyesi" (temizlenmesi) demek, onun, bir türlü sonu gelmeyen hadsiz hesapsız arzu ve heveslerinin zapturapt altına alınması, onun tutku ve bağımlılıklardan kurtarılması, ona Rabbinin verdiğine razı olup kanaat etmesinin öğretilmesi, onun arzu ve heveslerinin terbiye edilerek belli bir disipline sokulması, onun gadap ve şehvetlerini haram yollardan değil de dinimizin bildirdiği sınırlar içinde, helâl ve meşru yollardan sağlamaya alıştırılması demektir.

Kısaca nefsin, aşırı gittiği için kendisine de zarar veren kötü arzu ve isteklerinin denetim altına alınması demektir.

Bir Hadis-i kudsîde Allahü Tealâ;

"Nefsine düşmanlık et! Çünkü nefsin, benim düşmanımdır." buyurdu.

Hadis-i şerifte de;

"En üstün cihad, nefis ile yapılan cihaddır." [İ.Neccar] buyruldu.

Nefis ile yapılan bu cihad, Riyazet ve Mücahede yoluyla olur.


# Riyazet

"Riyazet, nefsin istediği şeyleri yapmamaktır.

Riyazet, takva ve vera ile olur. Takva, haramlardan sakınmaktır. Vera, haramlarla birlikte, mubahları, ihtiyaçtan fazla kullanmaktan sakınmaktır." (Muhammed Hadimi)[3]

Pek Değerli Kardeşim,

Riyazet, ancak, dinimizin belirlediği çerçeve içinde yapılırsa bir fayda sağlar. Yoksa hepsi boşunadır. “İnsanlar, riyazet deyince, açlık çekmeyi ve oruç tutmayı anladılar. Halbuki dinimizin emrettiği kadar yemek için dikkat etmek, binlerce sene nafile oruç tutmaktan daha güç ve daha faydalıdır. Bir kimsenin önüne lezzetli tatlı yemekler konsa, iştihası olduğu halde ve hepsini yemek istediği halde, dinimizin emrettiği kadar yiyip, fazlasını bırakması, şiddetli bir riyazettir ve diğer riyazetlerden çok üstündür. Bir kimse, bin yıl ibadet etse ve sıkıntılı riyazetler çekse ve sıkı mücahede yapsa, eğer bir peygamber (s.a.v.)' e uymamış ise, bütün bu çalışmalarının bir arpa kadar kıymeti olmaz. Çölde görülen serap gibi, hiçbir şeye yaramaz.” (İmam-ı Rabbani)[4]

Şerefüddin Ahmet bin Yahya Müniri hazretleri buyuruyor ki:

“İslâmiyet, nefsin arzusu olan şehvet ve gadabın yok edilmesini değil, her ikisine de hakim olup dine uygun kullanılmasını emreder... Riyazet, bu iki sıfatı yok etmek için değil, terbiye edip dine uymalarını sağlamak içindir.”[2]


# Mücahede

Mücahede, nefse zor gelen, onun istemediği şeyleri yapmaktır. Kısaca, ibadet ve taat yapmaktır. "İbadet yapmaktan maksat; hem mücahede yaparak nefsi terbiye etmek, hem de kalbe ferahlık getirmek, kalbi Allahü Tealâ’ya bağlamaktır." (Ali bin Emrullah)[4]

"Nefsin kişinin kalbine getirdiği kötü düşünceler, yani heva, ancak mücahede ile (ibadet ve taatle) azalıp yok olur.” (Muhammed Hadimi)[4]


# Allahü Tealâ'yı tanımaya mani olan şey, nefsin arzularıdır!

Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:

"Gençlik, ömrün en kıymetli zamanıdır. İnsanın sıhhatli, kuvvetli olduğu zamandır. Bu zaman, her gün geçiyor, azalıyor, ihtiyarlık yaklaşıyor. Yazıklar olsun ki, en şerefli, en lûzumlu iş olan Marifetullah'ı kazanmayı (Allahü Tealâ'yı tanımayı), hayal olan ömrün sonuna bırakıyoruz. En şerefli olan zamanlarımızı, en zararlı, en kötü şey olan nefsin arzularına kavuşmak için sarf ediyoruz.

Allahü Tealâ, insanları ve cinleri, Marifetullah'a ve kendi rızasına, sevgisine kavuşsun diye yarattı. İnsanın, Allahü Tealâ’nın marifetine kavuşma- sına mani olan en kuvvetli düşman, nefsin arzuları'dır."[2]


# Fena ve Bekâ makamları

Değerli Kardeşim,

Dinin bütün yasaklarının ve emirlerinin, ve bunları yerine getirmek için yapılan bütün riyazet ve mücahedelerin amacı, nefsi terbiye ederek onun taşkınca isteklerini önlemek içindir. Dine uyuldukça nefsin istekleri azalır. Kalbi işgal eden bu heveslerin kalbdeki görüntüleri yok olunca da, kalbde, Allahü Tealâ’nın tecellileri belirmeye başlar. Kalbdeki dünya sevgisinin yerini, muhabbetullah (Allah sevgisi) almaya başlar.

[Allahü Tealâ’nın kalbde tecelli etmesindeki anlam, mecazidir. Allah (c.c.)’ın zikrinin, hatırlanmasının kalbe yerleşmesi demektir. Yoksa Allah (c.c.), akla, zihne, kalbe gelen her türlü düşünce, zan, vehim, hayal ve tasavvurlardan münezzehtir. Bu tasavvurların hepsi sonradan beyinde Rabbimizin yarattığı şeyler olup hiçbirisi, Allah (c.c) değildir. O yarattıklarından hiçbir şeye benzemez.]

İşte kalbde nefsin arzu ve isteklerinden doğan dünya görüntülerinin (bir bakıma tamahkârlık, kibir, haset, kindarlık gibi benlik sıfatlarının) yok olmasına "Fena" hali, kalbde Allahü Tealâ’nın zikrinin devamlı bir hal almasına da "Bekâ" hali denir.

Nefsin tezkiyesi (temizlenmesi), Fena makamının ele geçmesine vesile olursa da çok defa Bekâ makamının ele geçmesine yetmez. Onun için, kalbin de tamamen tasfiye edilmesi (arıtılması) gerekir. Bir sonraki yazımda da inşaallah onun üzerinde duracağım.

Allah'a emanet olunuz.

Dr. İsmail Ulukuş


-----------
(1) Der. Abdullah Yıldız. Rükneddin Ebül Feth. Türkiye Gaz. Hikmetler köşesi
(2) Der. Ali Güler. Nefsin terbiyesi. Türkiye Gaz. Bir Bilene Soralım köşesi
(3) Dini Terimler Sözlüğü, Cilt 2, s.141
(4) Dini Terimler Sözlüğü, Cilt 2, s.53