027  Niçin bîat?


Değerli okuyucularım,

Daha önceki makalelerimde gerçek anlamda Marifetullah'a ancak tasavvuf eğitimi ile kavuşulabileceğini anlatmış; toplumların mânâ önderleri olan mutasavvıflar ve tasavvuf hakkında bazı açıklamalarda bulunmuş; ve tasavvufun esasının "biat", "nefsi tezkiye" ve "kalbi tasfiye" olduğunu belirtmiştim.

Bu son yazılarımı okuduktan sonra eminim birçoklarınızın zihninde, "Bir kişinin İslam'ı ilmihallerde yazıldığı şekilde yaşaması yetmez mi?" "İnsanın Rabbini tanıması için Tasavvuf Eğitimi neden gerekli olsun ki?" gibi bazı sorular dolanmaya başlamıştır. Sizlerin zihinlerinize takılan bu ve benzeri düşünceler, elbette çok yerindedir. İslam'ın kendisi bir olgunlaşma yoludur. Islam'ı hakkiyle yaşayan zaten Marifetullah'a da, insanî olgunluğa da ulaşır. Burada tasavvufun rolü, Rasulullah'ın varisi olan bir yol göstericinin yardımı ile, bizatihi Rasulullah'ın yöntemleri kullanılarak kişiyi "ihlas" sahibi yapmak suretiyle bu olgunun çabuklaştırılmasından ibarettir.


# Tasavvuf, bir kalb eğitim yöntemidir

Gerçekte Marifetullah ve diğer kalbî bilgiler, daha önce de belirttiğim gibi, Allahü Tealâ'nın bir lûtuf ve ihsanıdır. Bunu dilediğine verir. Bu ihsanın muhatabı olabilmek için kişinin ne dini konularda ne de diğer konularda derin bir bilgi sahibi olması gerekmez. Kişi, okuması yazması olmayan bir ümmi de olabilir. Büyük velilerden biri olan Üveys el-Karanî hazretleri, ve bizzat Rasulullah Efendimizin kendisi bunun en güzel örnekleridir. Nitekim hatırlayacaksınız ki Rasulullah Efendimiz okuması yazması olmayan bir ümmi idi ve Kur'an-ı kerimde,

"Sen daha önce bir kitaptan okumuş ve elinle de onu yazmış değildin. Öyle olsaydı, batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi." [Ankebut, 48]

"Hayır; Kuran, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yerleşen apaçık ayetlerdir." [Ankebut, 49] buyruldu.

Rasulullah Efendimiz indirilen vahyi unutma endişesine kapılınca da:

"Sana Kuran'ı Biz okutacağız ve asla unutmayacaksın." [Ala, 6]

denilerek Kur'anın Allah katından kendine vahyedilen bir bilgi olduğu, ve kendisine okunduktan sonra onu asla unutmayacağı açıkça anlatılmıştır.

İşte kalbî bilgiler, aynı burada olduğu gibi, benliğinden sıyrılmış insana, vahy, sezgi veya ilham yoluyla ihsan edilen bilgilerdir. Tasavvuf, insanların benliğinden sıyrılmalarına yardımcı olmak suretiyle, onları Rablerine yakınlaştırmayı amaçlayan bir "kalb eğitim yöntemi"dir. Fakat bu yöntemin başarısı, kişinin içtenliğine bağlıdır. Kişiyi Rabbinin ihsanına mazhar kılacak asıl şey, "iman"ındaki samimiyettir. "Biat", bir niyet beyanından ibaret olup kalben bu yola baş koyduğunu gösteren bir işaretten ibarettir.


# Tasavvuf eğitimi, bîat ile başlar

Bir mutasavvıfa talebe olmuş birçok kişi tarafından çok önemsenmemekle birlikte, bîat (beyat), tasavvuf eğitiminin temel esaslarından birisini teşkil eder.

Tasavvuf eğitimi, bîat ile başlar. Tasavvuf eğitiminin öğretmenine Mürşid (irşad eden, yol gösteren), öğrencisine de Mürid (isteyen, talep eden, talebe) denir. Bîat, murid ile mürşid arasındaki bir ahiddir. Eğitimin ilk adımı, tevbedir. Sonra her mürşid, tasavvuf yoluna girmek için kendisinden ders almak isteyen kişiden, namazını kılacağına, orucunu tutacağına, maddi durumu iyi olduğunda zekatını vereceğine ve Hacca gideceğine, daha genel bir anlatım ile Allahü Tealâ'nın buyruklarını yerine getireceğine dair söz alır. Buna bîat denir. Bîat; müridin, mürşidinin iradesine tabi olacağına ve girdiği bu kemalât yoluna bağlı kalacağına dair ona söz vermesidir. Bunun için özel bir tören yapılır. Söz gerçekte Allah'a verilir. Ayet-i kerimede:

"Muhakkak ki sana biat edenler gerçekte Allahü Teâlâ’ya biat etmişlerdir. Allah’ın kuvvet ve yardımı biat edenlerin üstünedir. Şu halde kim (bu bağı) çözerse kendi aleyhine çözmüş olur. Kim de Allah ile sözleştiği şeye vefa (gösterip onun hükmünü ifa ederse) O’da ona büyük ecir verecektir." [Fetih, 10]

buyruldu.


# Bîat, Allahü Tealâ'ya verilmiş bir sözdür

Peki bîat neden bu kadar önemlidir? Niçin üzerinde bu kadar fazla durulmaktadır?

Bir kere irşad ile görevli evliyaullah, manevî buyrukla görev almış, Rasulullah'ın varisi ve Yaratan'ın sadık bir hizmetkarı olduğundan gerçekte verilen bu söz, yukarıdaki ayet-i kerimeden de anlaşılacağı gibi, Rasulullaha ve dolayısıyla onun kişiliğinde Allahü Teala'ya verilmiş bir sözdür. Aslında başka herhangi bir sebep olmaksızın bile sadece bu durum dahi bu sözün neden çok önemsenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.


# Bîat, nefis terbiyesinin temelini oluşturur

İkinci olarak mürşidinin iradesine tabi olacağına dair verilen bu söz, gerçekte nefis terbiyesini temelini oluşturur. Nefis terbiyesinin esası, nefsin kendi arzularından vaz geçmesini öğrenmesidir. Allah (c.c.) nasip ederse bir sonraki makalemde bu konuyu sizlere daha ayrıntılı şekilde açıklayacağım. Bir insan için en zor şey, kendi isteklerinden vaz geçmektir. Oyuncaklarının başında kavga eden çocukları hatırlayın. Bu kavga ancak birisinin kendi isteğinden vaz geçmesiyle son bulur. İşte bu basit olgu, edebin başlangıcıdır. Hangisi daha edepsiz ise (nefsine tabi ise) oyuncağa o sahip olur. Hangisi daha edepli ve iyi terbiye görmüş ise o kendi isteğinden feragat eder ve sahipliği karşı tarafa bıkakır. Şimdi o fedakârlığı yapan çocuğun yerine koyun kendinizi. Bu psikolojik olarak ne kadar zor birşeydir. Aynı zorluklar büyükler için de geçerlidir. Küçüklüğünden beri iyi terbiye edilip vermeyi öğrenememiş yalnızca almayı bilen kişiler için kendi arzularından feragat kolay bir iş midir?.. Daha evlilik merasimlerinin üzerinden iki ay geçmeden boşanmaya kalkan çiftlerin bir çoğunun neden boşandıklarını sanıyorsunuz? Her türlü edebin ve güzel ahlâkın temeli, nefsin, kendi süfli arzularından vazgeçmesini öğrenmesidir. Bir başka ifade ile egonun terkidir. İşte tasavvuf yoluna ilk adımını atan bir kişi de bîat ederek yol göstericisinin iradesine tabi olmayı kabul etmekle bu yolda ilk adımını atmış olmaktadır.


# Bîat, Rasulullah Efendimizin bir sünnetidir

Üçüncü olarak bîat, Rasulullah Efendimizin bir sünnetidir. Ayet-i kerimelerde:

"Andolsun ki o ağacın altında sana bîat ederlerken, Allah o mü’minlerden râzı olmuştur. Onların kalplerindeki doğruluk ve vefâyı bildiği için onların üzerine sekîne indirdi ve onlara yakın bir fetih verdi." [Fetih, 18]

"Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, başkasının çocuğunu sahiplenerek kocasına isnadda bulunmamak ve uygun olanı işlemekte sana karşı gelmemek şartıyla sana bîat etmek üzere geldikleri zaman, onları kabul et." [Müntehine, 12]

buyruldu. Hadis-i Şeriflerde de:

Birinci Akabe’de Medine’den gelen on iki Müslüman: "Darlıkta ve varlıkta, neşeli ve sıkıntılı anlarda dinleyip boyun eğmek, başa geçen ehil idarecilerle çekişmemek, her nerede olursa olsun, hiçbir kınayanın kınamasından, çekinmeden hakkı söylemek üzere Resulullah (s.a.v.)’a biat etmişlerdir" [Buhari, Müslim]

İkinci Akabe’de Müslümanlar:
"Ya Resulallah! Biz, mallarımızın mahvolması, büyüklerimizin öldürülmesi pahasına da olsa bu biatı yapacağız. Buna vefa gösterirsek bize karşılık olarak ne var?" diye sordular.
Resulullah (s.a.v.): "Cennet var!" buyurdu.
O zaman: "Uzat elini" dediler.
Resulullah (a.s.v.) elini uzattı, onlar da biat ettiler.
[İbn Kesir, el-Bidâye]

denilmektedir. Ayrıca,

Enes b. Mâlik (r.a.) demiştir ki: "Resulullah (a.s.)’a, şu elimle, gücüm yettiği konularda dinleyip itaat etmek üzere biat ettim". [Ali el Muttaki, Kenzu’l Ummal]

Bu Ayet-i kerime ve Hadis-i şeriflerden açıkça anlaşıldığı gibi, bîat, Rasullullah Efendimizin bir sünnetidir. Rasulullah Efendimiz, bazı önemli gördüğü hususlarda, Sahabe-i kiram Efendilerimizin ellerini kendi elleri içine alarak onlardan tek tek söz almış ve onlardan bu sözlerine sadık kalmalarını istemiştir. İşte Ehl-i Tasavvuf bu geleneği sürdürmekte, tasavvuf yoluna girmek isteyen her kişiden, Allahü Tealâ'nın buyruklarına uyma ve kendi mürşidine bağlı kalmaları hususunda onlardan tek tek söz almaktadır. Bu söze bağlılık ise, kişinin tasavvuf eğitiminden yararlanma niyetindeki içtenliğine bağlı olarak tamamen onun vicdani sorumluluğun- dadır. İsterse verdiği sözüne sadık kalır, isterse kalmaz. Bu tamamen onun kendi karar vereceği bir şeydir.

Allah'a emanet olunuz.

Dr. İsmail Ulukuş